"Sobre todo, revístanse del amor, que es el vínculo de la perfección."
"Bunların hepsinin üzerine yetkin birliğin bağı olan sevgiyi giyinin."
Alp me invitó a una cerveza después del trabajo. No era la primera vez que compartíamos tiempo, pero sí la primera en la que algo se sintió distinto. Desde el inicio me atrajeron su humor y su manera de ver la vida. Con el tiempo, las salidas se volvieron más frecuentes. Un día me dijo que le sorprendía lo mucho que disfrutaba la música sin entenderla. Y claro, yo no hablaba turco… bueno, aún no lo hablo. En ese momento lo entendí todo: con él podía ser yo misma, sin explicaciones ni máscaras. Y así, cuando me preguntó qué haría el siguiente año, con mucha seguridad le dije que me casaría con él. Su respuesta fue clara: eso no pasaría. Pero Dios tenía otros planes… y aquí estamos, riendo, creyendo y contando los días.
Alp beni işten sonra bir bira içmeye davet etti. Daha önce birlikte vakit geçirmiştik, ama bu sefer bir şeyler farklıydı. En başından itibaren mizahı ve hayata bakış şekli beni etkiledi. Zamanla buluşmalarımız daha sık hâle geldi. Bir gün, anlamadan bile müziğin tadını ne kadar çıkardığıma şaşırdığını söyledi. Tabii, Türkçe konuşmuyordum… gerçi hâlâ tam konuşamıyorum. O an her şeyi anladım: onun yanında kendim olabiliyordum, açıklamalara ya da maskelere gerek yoktu. Ve bana gelecek yıl ne yapacağımı sorduğunda, büyük bir eminlikle onunla evleneceğimi söyledim. Cevabı netti: hayır. Ama Tanrı’nın başka planları vardı… ve işte buradayız, gülerek, inanarak ve günleri sayarak.
"Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz, kolay kolay öfkelenmez, kötülüğün hesabını tutmaz. Sevgi haksızlığa sevinmez, gerçek olanla sevinir. Sevgi her şeye katlanır, her şeye inanır, her şeyi umut eder, her şeye dayanır."
“El amor es paciente, es bondadoso; no tiene envidia, no presume, no se engrandece. No es grosero, no es egoísta, no se deja llevar por la ira, no guarda rencor. No se alegra de la injusticia, sino que se alegra con la verdad. Todo lo sufre, todo lo cree, todo lo espera, todo lo soporta.”
Önceleri onunla arkadaş olmak ya da olmamak gibi bir niyetim bile yoktu. Ancak birkaç arkadaşça buluşmadan sonra, gittiğimiz bir yerde anlamadığı Türkçe bir müzikten aldığı keyfi ve içten neşesini görmek beni şaşırttı. O an fark ettim ki hayatımda eksik olan o sıcaklık ve neşe, belki de onunlaydı. Yine de duruşum netti. Bir gün ona gelecek planlarını sorduğumda, benimle evleneceğini söyledi. Ben ise bunun asla olmayacağını söyledim. Ama o günden beri sabırla, sevgiyle, Tanrı’nın ışığını kalbime taşımaya devam etti. Ve zamanla anladım ki, imkânsız sandığım o gelecek… aslında onunlaydı.
Al principio, ni siquiera tenía la intención de ser amigo de ella. Sin embargo, después de algunos encuentros amistosos, me sorprendió ver la alegría sincera que sentía al disfrutar una canción en turco que no entendía, en uno de los lugares a los que fuimos. En ese momento me di cuenta de que esa calidez y esa alegría que sentía ausentes en mi vida, tal vez estaban con ella. Aun así, mi postura era clara. Un día, cuando le pregunté por sus planes a futuro, me dijo que se casaría conmigo. Yo le respondí que eso nunca sucedería. Pero desde ese día, con paciencia y amor, siguió llevando la luz de Dios a mi corazón. Y con el tiempo entendí que ese futuro que creía imposible… en realidad, era con ella.